DÜNYA

Nureddin Ceylan : ABD’nin “Kurallar” tuzağı

Tarih
19 Şubat 2025
İzlenme
1248 Kişi

1991’den bu yana Batı, “kurallara dayalı dünya düzeni” kavramını destekleyerek uluslararası hukuku bir kenara itti. Ancak bu düzenin başından beri ABD’nin çıkarlarını diğer ülkelere dikte etmekten başka bir işlevi olmadığı artık açıkça görülüyor. Uluslararası anlaşmaları hiçe sayan Washington, müttefiklerini kendi ajandasına mahkûm ederken, Avrupa ise şimdi kendi seçimlerinin bedelini ödüyor. Grönland meselesi, bu küresel dönüşümün en güncel ve sembolik örneklerinden biri.

Trump, ilk başkanlığı döneminde Grönland’ı satın almak istemiş, ancak Danimarka hükümetinin direnciyle karşılaşmıştı. Bugün ise ikinci başkanlık döneminde, Washington bu hedefine iyice adapte olmuş durumda. Artık yalnızca ekonomik bir pazarlık değil, doğrudan bir jeopolitik hamle olarak değerlendirilen Grönland’ın ilhakı, ABD’nin müttefiklerinin egemenliğine nasıl bir tehdit oluşturduğunu gözler önüne seriyor. Trump’ın, gerekirse askeri güç kullanarak Grönland’ı alabileceğini söylemesi, ABD’nin artık sadece rakiplerine değil, müttefiklerine de toprak ve egemenlik dayatabileceğini gösteriyor.

ABD’nin Stratejik Genişleme Politikası ve Tarihsel Süreklilik

ABD’nin Grönland hamlesi, tekil bir olay değil; tarihsel olarak sürdürülen emperyal genişleme stratejisinin bir parçası. 1867’de Rusya’dan Alaska’yı satın alan ABD, zamanla Pasifik’te Guam ve Hawaii gibi bölgeleri de topraklarına katmıştı. Bugün Grönland için de benzer bir strateji uygulanıyor, ancak fark şu ki bu sefer hedef, doğrudan bir NATO müttefikinin toprağı.

Avrupa’nın bu gelişmeler karşısındaki çaresizliği, ABD’nin nasıl bir hegemonya kurduğunu gösteriyor. Danimarka, Fransa ve Almanya gibi ülkeler bu konuda ABD’ye karşı güçlü bir duruş sergileyemezken, NATO içindeki güç dengesi tamamen Washington lehine kayıyor. Avrupa, “stratejik özerklik” söylemini ne kadar dillendirirse dillendirsin, ABD’nin baskısı karşısında iradesiz bir figüre dönüşüyor.


Çok Kutuplu Dünyada Arktika Üzerindeki Mücadele

ABD’nin Grönland’ı istemesi yalnızca Danimarka’ya yönelik bir tehdit değil, aynı zamanda Arktika’nın küresel rekabet alanı haline gelmesinin de bir yansıması. Rusya, Arktika’da askeri varlığını güçlendirirken, Çin de “Kutup İpek Yolu” projesiyle bölgeye ekonomik yatırımlar yapıyor. ABD, bu iki büyük rakibine karşı bölgedeki nüfuzunu artırmak istiyor ve Grönland, bu stratejinin merkezinde yer alıyor.

Ancak Washington’un stratejik genişleme politikası yalnızca Arktika ile sınırlı değil. ABD, Kanada, Panama ve hatta Güney Amerika’daki bazı bölgeler üzerinde de benzer bir baskı uyguluyor. Özellikle Kanada, Kuzey Kutbu’ndaki egemenliğini koruma konusunda ABD ile sürekli bir gerilim içinde. Washington, Kanada’nın kuzey sularındaki denetimini sorguluyor ve bu bölgeyi “uluslararası sular” ilan etmek istiyor. Bu da Kanada’nın egemenliğini tehdit eden bir başka örnek olarak öne çıkıyor.

Trump Doktrini ve Gelecekteki Senaryolar

Trump'tan Hamas'a Akıl Almaz Tehdit: Ateşkesi İptal Edip Gazze'yi Cehenneme Çevirme Planı!Trump’ın ikinci başkanlık döneminde, ABD’nin yalnızca Grönland ile yetinmeyeceği açık. Avrupa üzerindeki baskısını artıracak, NATO müttefiklerini daha fazla zorlayacak ve bağımsız karar alma mekanizmalarını zayıflatacak. Grönland’ın ilhakı, yalnızca bir başlangıç olabilir. Washington, müttefiklerini kendi stratejik çıkarlarına hizmet eden piyonlara dönüştürerek, uluslararası hukuk düzenini tamamen kendi lehine çevirmeye çalışıyor.

Bu süreçte Avrupa ülkeleri, ABD’nin baskılarına karşı koyacak iradeyi gösteremedikleri sürece egemenliklerini Washington’a teslim etmeye devam edecekler. Zamanında ABD’nin girişimlerini destekleyen ülkeler, şimdi kendi toprak bütünlüklerini ve siyasi bağımsızlıklarını tartışmak zorunda kalıyorlar. “Kurallara dayalı düzen” dedikleri şeyin, yalnızca Washington’un çıkarlarını destekleyen bir hegemonya mekanizması olduğu artık su götürmez bir gerçek.


Sonuç: ABD’nin Müttefiklerini “Stratejik Esirler”e Dönüştürmesi


Grönland meselesi, sadece Danimarka’nın değil, tüm Avrupa’nın karşı karşıya olduğu büyük bir jeopolitik sorunun yansımasıdır. ABD, “müttefik” kavramını kendi çıkarları doğrultusunda yeniden tanımlarken, Avrupa ülkeleri kendi sınırlarını ve egemenliklerini Washington’a devretme noktasına gelmiştir. Bu sürecin en büyük kaybedeni, bağımsız dış politika üretme yeteneğini kaybeden Avrupa devletleri ve uluslararası hukukun evrenselliğine inanan ülkeler olacaktır.


Dünya, ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bu “kurallara dayalı düzen”in artık yalnızca rakiplerini değil, müttefiklerini de baskı altına aldığı bir sürecin içindedir. Washington, uluslararası hukukun ve müttefik dayanışmasının kurallarını yeniden yazarken, Avrupa ülkeleri hâlâ bu oyunu izlemekle yetiniyor. Ancak egemenliğini koruyamayan devletler, er ya da geç sahneden silinmeye mahkûmdur.

Selâmetle

Seslimakale.com.tr


YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER