GÜNCEL

Elvan Alkaya : Kara Kızın Gözünden Orhan Abalıoğlu

Tarih
04 March 2019
İzlenme
1149 Kişi

Çiçeği burnunda üniversite mezunu olduğum yıllar… Özel bir şirkete teknik destek alanında başvuru yapıyorum. O dönem, şimdiki Başkan Donald Trump’ın bir TV şovu kasıp kavuruyor iş dünyasını. TV şovunda Trump’a iş başvurusunda bulunanlar bir süre bir otelde misafir edilip, çeşitli görevler verilip, başarılarına göre eleme usulü işe alınıyorlar. Benim başvurduğum şirketin de aynı seçime riayet ettiğini, beni bir otelde konaklamalı çağırdıklarında anlıyorum…

Otelin lobisinde benim gibi seçmeye çağrılan 20 kişilik bir grupla tanışıyorum. İlerleyen günlerde eğitim alıp, sözlü-yazılı çeşitli mülakatlara tabii tutuluyoruz. Bu sürede bazıları dayanamayıp otelden ayrılıyor. 1 hafta sonunda kalanların altına bir otomobil verilip, pazar araştırması için çeşitli illere gönderiliyor. Benim bahtıma Gönen düşüyor…

En sevdiğim yazar Ömer Seyfettin’in ‘Ben Gönen’de doğdum’ cümlesini, şehirlerarası yoldaki virajlarda besmeleyle karıştırıp gidiyorum Gönen’e. Navigasyonun icat olmadığı yıllarda satış temsilcisinin elime tutuşturduğu haritayla, mıcırlı yollarda köyleri dolanıyorum. Bana ‘Kahvelerin hepsini ziyaret edip bilgi alabilirsin’ tembihini göz ardı ederek sabahtan akşama kadar turluyorum Gönen’i. Yaz mevsimi bilgi alacağım köylülerin tarlada, tarla ile uğraşmayanların kahvede olduğunu bilecek kadar bir kahve sahibinin torunuyum çünkü… Bilgi alabileceğim diğer seçenek kooperatiflerde de kimse yok. Çünkü onlar da iş-güç peşinde…

Akşamüstü bir ağacın gölgesine çekiyorum arabamı. Yanıma bir çoban yanaşıyor: ‘Bacım bir derdin mi var?’ diyor. Çaresizliğime çobanı ortak edip sinirlerimin kaynak olduğu gözyaşlarım eşliğinde anlatıyorum derdimi. Zavallı çoban halime acıyor, ‘Gel ben sana yardım edecek birini tanıyorum’ diyor. Köy meydanına götürüp birine sesleniyor. Adam yanımıza geliyor. Yürüyüşü aksak, gözleri bozuk bir amca geliyor yanıma. Tipine bakınca ‘Bana yardım edebilecek son kişi de bu adammış’ diyorum kendime çaresiz… ‘Anlat derdini amcaya’ diyor çoban, ben de anlatıyorum.

‘Sen Orhan amcanın fabrikasından mı geliyorsun kızım’ diyor adam. ‘Evet’ diyorum. Yüzünde gülücükle başlıyor Orhan Abalıoğlu’nu anlatmaya. Türkiye’de yem nedir bilinmez, özel sektöre devlet destek vermezken, yem fabrikası kurmak için yurt dışına gittiğini, modern bir yem fabrikası kurup, köyleri dolaşıp yemin ne olduğunu köylülere anlattığını, patron olduğu halde sırtında yem çuvalı taşıdığını ve köylülerle bağını koparmadığını anlatıyor. Bana ne yapacağımı soruyor, ‘Köylülere hayvan besleme ve hastalıkları ile ilgili seminer vereceğim, ama şimdi o bölgelerin neye ihtiyacının olduğunu öğrenmek için araştırma yapmam gerekiyor’ diyorum. Eline telefonu alıp tüm kooperatif başkanlarını arıyor, adımı verip ‘Size Orhan Abalıoğlu’nun veterinerini gönderiyorum ne sorarsa cevabını verin, siz de neyi merak ediyorsanız sorun’ diyor. Meğer o amca civarın en sevilen ve sözü geçen kooperatif başkanlarından biriymiş…

Gittiğim her köyde Orhan Abalıoğlu’nun adı, kooperatif başkanı amcanın emri ve mesleğimin köylülere vereceği cevaplarla karışık saygıyla karşıland��m. Bir hafta sonra son elemede pazar araştırmamın ödülü olarak işe alındım. O kooperatif başkanı gibi Orhan Abalıoğlu ile anısı olan onlarca insanı Türkiye’nin her yerinde hayretle dinledim. Şehir dışındaki ilk seminerlerimden birini bana yardımcı olan o kooperatif başkanının köyünde verdim. Türkiye’nin dört bölgesinin hangi köyüne gitsem, Orhan Abalıoğlu’nun izlerine rastladım. Bu yüzden çalışma hayatım boyunca mobbing ustası amirlerime inat ben kendime hep onu örnek aldım.

Abalıoğlu’nda uzun yıllar çalıştım. Orhan Abalıoğlu ile çokça sohbet imkanı buldum. Bana ilk yıllarda ‘Kara kız nerelere gittin’ derdi. Ben de ona gittiğim yerleri anlatır, oradaki eski tanışlarının selamını iletirdim. Kendi şirketlerinden evine ne aldıysa parasını öderdi Orhan Abalıoğlu. Mesela ‘Yumurta çiftliğinden aldığı yumurtanın parasını vermesin, kesilen irsaliye faturası şirkete daha pahalıya mal oluyor’ laflarını kulak arkası ederdi. Odasından fabrikadan çıkan kamyonları takip ederdi. Arada beni yanına çağırıp tonajları merak eder: ‘Kara kız bugün kaç ton yem sarıldı, şuradan hangi hammadde geldi’ diye sorardı. Elindeki küçük not kağıtlarına not alır, arada benim bilgimi sınardı.

Denizli’ye birçok okul yaptırdı Orhan Abalıoğlu. Yaptırdığı okulların musluklarından, mermerlerine kadar yerinde takip ederdi. Bir gün yaptırdığı okulların birine gittiğinde öğretmenlerin ayakkabılarının çamurlu olduğunu görmüş. Hemen akabinde okula otomatik ayakkabı sileceği aldırıp, girişe koydurtmuş; öğretmenler öğrencilerine çamurlu ayakkabılarıyla ders vermesin diye…

Orhan Abalıoğlu bir hayal kurup, hayalini en güzel şekilde gerçekleştirmek için çalışıp, bu memleketin kalkınmasında dinamo olmuş bir insandı. İş terbiyemi ve helal ekmeğin ne olduğunu onun şirketinde çalışarak öğrendim. Fakir köylünün de zengin iş adamının da yüksek makamdaki devlet erkanının da saygı duyduğu bir isimdi kendisi. Kimsenin üzerine basarak ya da harama haram katarak değil, bu memlekette yerli üretimi devreye sokup, kazandıklarını Türkiye’de yeni fabrikalar açarak değerlendiren,  istihdam yaratan biriydi. Senin başarın tüm girişimci gençlere ders olarak öğretilmeli, iş ahlakın ise her amirin kulağına küpe olmalı Orhan amca, mekanın cennet olsun …

seslimakale.com.tr

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

  • YORUMLAR
  • Ercan alkan

    04 March 2019
    3 0
    Yazını soluksuz okudum Elvan bölgeye geldiğin günleri hatırlıyorum Orhan bey ile olan anılarını ve ülkeye ve sektöre verdiği hizmetleri anlatmışsın çok da güzel yazmışsın kalemine sağlık Allah Orhan beyi en güzel makamına alsın biz eski çalışanlarından yana hakkımız helaldir
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER