DÜNYA

Yusuf Alabarda : Popülizm sadece yıkım getirir

Tarih
17 January 2022
İzlenme
1226 Kişi

Görkemli törenler eşliğinde tüm dünya medyasında duyuruluyordu. İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan liderleri büyük bir öz güven içinde el sıkışıyorlardı. 7 milyar dolar tutarındaki proje 2025 yılında hayata geçiyor ve Avrupa, Rus gazına bağımlılıktan kurtuluyordu.

Neden bahsediyorum?

Doğu Akdeniz Boru Hattı Projesi’nden (EastMed)

O zamanlarda Türkiye’ye yönelik hem içeride hem de dışarıda psikolojik harp unsuru olarak sıkça kullanılan görüntülerdi bunlar. Her konuda ahkâm kesen Texas ve AB fonlaması düşünce kuruluşu kalemleri, saatlerce diplomasinin nasıl tılsımlı bir hakikat olduğunu anlatıyorlardı.

Elbette geçmişte diplomasi koltuklarında oturdukları zamanlarından misaller vererek, Türkiye’nin nasıl yalnız kaldığına dair iştahlı açıklamalar yapılmaktaydı. Çoğu konuda olduğu gibi bu konuya dair yine eline not tutuşturulan Kemal Kılıçdaroğlu ‘Herkes Doğu Akdeniz’de, peki biz neredeyiz?’ diye yeri göğü inletiyordu. Oysa bunu dediği zamanlarda Türkiye sismik araştırma gemisi ve donanması ile kendi kıta sahanlığının içerisinde tüm dünyaya mesaj veriyordu.

İşte bu proje daha projelendirilmeden rafa kaldırıldı.

O zaman o şatafatlı imza törenleri neden yapıldı bilemem, ama tek bildiğim yukarıda saydığım ağızlardan şimdi tek kelam yok.

Projenin rafa kaldırılma sebepleri kabaca söz konusu projenin gerginlik oluşturması, Türkiye’nin taviz vermemesi ve kararlılığını ortaya koyması, ekonomik olmayışı ve yenilenebilir enerjiye yönelim.

AB, 2030 yılına kadar doğalgaz kullanımında yüzde 25 civarında bir azalmaya gitmeyi ve buradan doğacak açığı yenilenebilir enerji ile karşılamayı düşünüyor. 2050 yılındaysa fosil yakıt ve doğalgaz kullanımını sıfırlamayı planlıyor.

Bu hedefler tereddütsüz iddialı hedefler lakin imkânsız da değil.

Ayrıca AB içinde hâlâ doğalgaz ve nükleer enerjinin petrol ve kömüre oranla daha çevre dostu yakıtlar olduğu yoğun bir şekilde tartışılmakta. Buradan mülhem, Avrupa’nın doğalgaz ve nükleerden vazgeçmesi kısa zaman içinde pek mümkün gözükmemekte.

Başta Batı olmak üzere yenilenebilir enerjiye geçiş, nükleer santrallerini gerçekten de boşa çıkaracak mı?

Elbette hayır.

Çünkü hâlihazırda AB yetkilisi ve Fransa eski Maliye Bakanı Thierry Breton, nükleer enerjinin Avrupa’nın temel enerji ihtiyacını karşılamada önemli bir rol oynayacağını belirterek, var olan nükleer enerji santralleri için 50 milyar avro yatırım yapılması gerektiğini vurguladı. Breton ayrıca, 2050 yılına kadar yeni inşa edilecek nükleer santraller için de 500 milyar avro kaynağa ihtiyaç duyulacağını açıkladı.

2021 yılının son günlerinde AB Komisyonu tüm bu yaşananlara ilaveten ‘doğalgaz ve nükleer enerjinin çevre dostu enerji birimleri’ olarak sınıflandırılmasına dair bir öneriyi gündeme getirdi. Önemli miktarda karşı çıkan ülke temsilcileri olsa da nükleerin Avrupa’nın ve dünyanın her geçen gün daha fazla gündeminde olacağı kesin.

 

Dünya enerjinin ateşinde kavrulurken bizde durum ne?

 

Her ne kadar cehaletlerini sloganlar ile kapatmaya teşne ekran yüzleri, sıkılmadan Avrupa’da sadece birkaç nükleer enerji santrali kaldı deseler de Türkiye kurulu enerji kapasitesini her geçen gün arttırmaya devam ediyor.

Sadece Fransa’da 56 nükleer enerji santrali bulunmakta. Hatta Fransa ürettiği her 100 birim elektriğin kabaca 73 birimini nükleer enerji santralleri üzerinden temin eden bir ülke.

Rusya’da 38, İsveç’te 10, İngiltere’de 15, Almanya’da 6, İspanya’da 7, ABD’de 60, tüm dünyada ise 441 nükleer enerji santrali faal.

Tablo bu kadar net iken Türkiye’de henüz inşa hâlindeki nükleer enerji santraline, var olan hidroelektrik ve termik enerji santrallerine karşı çıkanların mantığını, ülkenin ortaya koyduğu her başarıdan sonra konuyu itibarsızlaştıranların perspektifinden okumak gerekir.

 

Elektrik enerjisi üzerine kurgulanan dünyaya doğru

 

Dünya artık elektrik enerjisi üzerinde bir yaşama doğru pupa yelken yol almakta. Kullandığımız otomobillerden sanayi üretimine kadar birçok husus petrol üzerinden temin edilen enerjiden ziyade, çevre dostu enerji kaynakları üzerinden üretilen elektrik enerjisine doğru dönüşmekte.

Çin 2020 yılında dünya elektrik tüketiminde 7.500.000 GW.h ile birinci sırada. Çin’i 4.000.000 GW.h ile ABD takip ediyor. Türkiye 251.000 GW.h ile dünyada elektrik tüketiminde 22. sırada.

 

Türkiye’de durum

 

Uzmanlar hem Türkiye hem de dünya için elektrik tüketiminin her geçen yıl artacağını rakamları ile ortaya koymaktalar. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre Türkiye’nin elektrik enerjisi ihtiyacı 2022-2024 yılları arasında her yıl yaklaşık %4 civarında artmaya devam edecek. Bu rakam Avrupa’nın Almanya dâhil tüm büyük ekonomilerinin elektrik enerjisi artışından daha büyük bir rakam.

Türkiye’nin elektrik için kurulu güç istatistiklerine baktığımızda, nüfus artışının çok üzerinde bir kapasiteyi inşa ettiğini görüyoruz. 1990 yılındaki kurulu gücü 17.206 MW iken bu rakam 2000 yılında 26.000 MW, 2010’da 49.000 MW, 2021’de ise 98.000 MW’a ulaşmış durumdadır. Bu kurulu gücün yaklaşık 18.000 MW olan kısmı ise rüzgâr ve güneş enerjisinden üretildiği düşünüldüğünde yeşil enerjide alınan mesafeyi daha net okumuş oluruz.

yazının devamı

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER