DÜNYA

Mehmet Beyhan : Stratejik Körlük

Tarih
25 Mart 2026
İzlenme
259 Kişi

Gökyüzü ateşle yarılırken, şehirler dumanla boğulurken, küçücük kız çocukları okulda katledilirken, insanlar can derdine düşmüşken... bazı insanlar hâlâ neyi konuşuyor Allah aşkına? Sınırların ötesinden gelen füzelere karşı, sınırların içinden üretilen bir tartışmayı ısıtıyorlar: Sünni mi, Şii mi?

Bu fikir ayrılığı değil; bu, tam da en kritik anda yönünü kaybetmiş bir aklın tezahürüdür. Zira savaş, sadece cephede değil, zihinlerde verilir. Ne yazık ki bazı insanların daha ilk anda en temel cepheyi terk ettiğini görüyoruz. Hâlbuki, tarih şunu defalarca bize gösterdi: Dış baskı arttığında iç ayrışma derinleşiyorsa, ortada yalnızca bir zayıflık değil, bir yönlendirme vardır.

Bugün İran’a yönelen saldırıların gölgesinde mezhep tartışmasını hararetle gündeme taşıyan her söylem, bilerek ya da bilmeyerek bu yönlendirmenin parçası hâline gelir. Zira İsrail’in en çok arzuladığı şey, karşısında yekpare bir duruş değil; kendi içinde parçalanmış bir zihin dünyasıdır. İşte tam da bu yüzden bugün mezhep kavgasını konuşmak bir ‘’görüş’’ değil, bir ‘’körlük’’tür. Üstelik sıradan bir körlük değil; stratejik bir körlüktür.

Ne zaman susulması, ne zaman konuşulması gerektiğini ayırt edemeyen; öncelikleri karıştıran, esas tehlikeyi ıskalayıp tali meselelerde boğulan bir zihin hâlidir... Ne yazık ki bu hâl, yalnızca bugünü değil, yarını da ipotek altına alır. Bugün mesele, kimin haklı olup olmadığı değil, neyin öncelikli olduğu meselesidir. Zira bazı zamanlar vardır ki, haklılık tartışmaları bile hakikatin önüne geçebilir. İşte o zaman, en doğru söz bile yanlış zamanda söylendiği için yanlış bir sonuca hizmet eder.

Bugün İran’a yönelen saldırı, yalnızca bir ülkenin sınırlarını değil, hukukun, ahlakın ve insanlığın asgari müştereklerini hedef almıştır. Devletin en üst düzey kadrolarının katledilmesi, bir savaşın değil, barbarlıkta sınır tanımazlığının ilanıdır. İşte böyle bir günde verilecek tepki, yalnızca politik bir pozisyon değil, aynı zamanda vicdanın, izanın ve tarihe düşülecek bir notun ifadesidir.

Tam da bu nedenle, bugün Sünni dünyanın önünde yalnızca bir tercih değil, bir imkân duruyordu... Mezhebi bağnazlığın dar çemberine sıkışmadan, apaçık bir haksızlığa karşı ilkeli bir duruş sergilemektir... En azından, coğrafya ve mezhep farkı gözetmeden adalet adına söz söyleyebilmektir... Tıpkı başka bir coğrafyadan yani İspanya’nın Başbakan’ından yükselen ve hakikati dile getirmekten çekinmeyen onurlu tavrı gibi. Zira bazen, mesafe veya inanç farkı değil, ilke ve ahlak belirler insanın nerede durduğunu.

Son dakika: ABD-İsrail İran Savaşı'nda son gelişmeler! | Dış HaberlerEğer bugün Sünni Dünyanın liderleri, ‘’Bu saldırı haksızdır’’ cümlesini güçlü ve müşterek bir şekilde kurulabilseydi, belki de yüzyıllardır zihinleri zehirleyen o kadim Sünni-Şii geriliminin duvarlarında ilk ciddi çatlaklar oluşabilirdi. Yüzyıllardan beri devam eden öfkenin katılaştırdığı kalpler yumuşayabilirdi. Zira tarih, sadece büyük savaşların değil, doğru zamanda gösterilen ahlaki cesaretle de yön değiştirir. Bazen tek bir doğru cümle, onlarca yıllık suskunluğu ve önyargıyı sarsmaya yeter. Çünkü hak, batıldan, doğru, yanlıştan, akıl, ahmaklıktan, merhamet, kinden, dostluk, düşmanlıktan daha güçlü ve daha etkilidir. Sonuç bakımından da daha hayırlı ve hikmete daha uygundur.

İşte stratejik bakış dediğimiz şey de tam olarak budur. Yani anlık öfkelere ya da tarihsel tortulara teslim olmadan, bugünün hakikatini doğru yerden kavrayabilmektir. Dostluğu da düşmanlığı da hikmetle düşünüp, adalet terazisinde tartabilmektir. Zira adalet, taraf seçmez, taraflara ölçü koyar. Ölçü kaybolduğunda, geriye sadece dağınık kalabalıklar ve derinleşen uçurumlar kalır.

Türkiye'nin Gelecek Vizyonu ve Yurt Dışı Politikaları Mehmet Beyhan Muhammet Binici -21 Tem 2023Bu bakımdan bugün kaçırılan şey, yalnızca siyasi veya stratejik bir fırsat değil, aynı zamanda ahlaki bir eşiğin aşılma ihtimali olduğunu düşünüyorum. O eşik aşılsaydı, belki de mezhepler değil, adalet konuşulacaktı ve belki ilk kez ortak bir vicdan yankılanacaktı. Zaten bütün mesele de burada düğümleniyor:

Stratejik körlük, hakikatin gözümüzün önünde durduğu bir anda, bakıp da görememektir. Bugün bombaların sesi, mezhep tartışmalarından daha şiddetli iken, adalet bu kadar açık ihlal edilmişken hâlâ eski kavgaları diline dolamak, yalnızca bir hata değil, geleceği kaçırmaktır. Zira körlük bazen karanlıktan değil, alışkanlıklardan doğar ve en tehlikelisi de budur. Hani derler ya insan, en çok bildiğini sandığı yerde yanılır. Eğer bugün doğru yerde duramazsak, yarın doğruyu konuşacak bir zemin de bulamayız. Bu bakımdan mesele basit ama yakıcıdır. Ya bu stratejik körlüğü terk edip adaletin safında birleşeceğiz, ya da birbirimizi tartışırken hakikati bir kez daha kaybedeceğiz. Ama unutmayalım: Tarih, kimin haklı olduğunu değil, kimin neyi görmezden geldiğini yazar.

 

Seslimakale.com.tr


YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER