Mary Lea Trump, Amerikalı bir psikolog. Onu tüm dünya için önemli kılan, Başkan Donald Trump’ın kardeşi Fred Trump’ın kızı olması ve “Ailem Dünyanın En Tehlikeli Adamını Nasıl Yarattı?” başlıklı bir kitap yazması.
Başlığından da anlaşılacağı gibi, Mary Trump kitabında ailesinin dinamiklerine içeriden bir bakış sağlıyor; söz gelimi amcasının vergi sahtekarlığını ortaya çıkartıyor. Kitapta yazarın dedesi, amcaları ve halalarının, mali, siyasi ilişkileri ve başka yerde bulunamayacak ayrıntılar var. Amcalar, halalar ve kuzenler, kitabın yayımını durdurmak amacıyla dava açtı; fakat sadece yayımlanmasını geciktirebildiler. Ben bu kitabı okuduktan sonra, Donald Trump’ı ABD başkanı olarak düşünememeye başladım. O, benim için, daha önceki gün İtalya başbakanı Giorgia Meloni için de kolayca söylediği yalanlar, olayları daima kendi kafasındaki şablona göre değerlendirmesi ve bu değerlendirmenin hemen daima gerçeklikten uzak olması ile, yeğeni Mary’nin ifadesiyle, “patolojik rahatsızlıkları” olan bir insan. Kitaptan ilgili uzunca bir paragrafı aktarmak isterim:
“Patolojik rahatsızlıkları onu o kadar tek boyutlu düşünür hale getirdi ki, kendisi hakkında günde onlarca kez tekrarladığı şeyleri—en zeki, en büyük, en iyi olduğunu—yüzüne karşı söylemek, ona istediğiniz her şeyi yaptırmak için yeterli oluyor. Eğer Meksikalı göçmenlerin çocuklarını ailelerinden ayırıp toplama kamplarına hapsetmek istiyorsanız; amacınız ABD’nin müttefiklere ihanet etmesini sağlamak ise; veya ABD ekonomisini bir hafta içinde mahvetmek amacıyla vergi indirimleri uygulamak istiyorsanız; hatta Amerika’da liberal demokrasinin gelişmesine katkıda bulunan kurumları aşağılamak amacında iseniz, yapılacak iş basittir: Lafınıza onun dünyanın en zeki, en büyük, en iyi lideri olduğu söyleyerek başlayın.”
Trump’ı böylesine çarpık bir ruh haline kavuşturan aile yapısından, dinamiklerinden uzun-uzun söz etmek istemem. Ama şurası sanırım yeterlidir: Tam bir despot ve inşaatlarının başında durmak için eve gece yarısı gelen bir baba, sürekli hastalıklarla mücadele eden, sık sık ve uzun süreli hastanelerde kalan bir anne, Trump’ı başına buyruk, istediğini elde edebilmek için sürekli hikayeler uyduran bir insan olmasını sağlamış. Bunlardan bıkan babası, çareyi onu askeri bir liseye yazdırmakta bulmuş; Trump bu okuldan o kadar nefret etmiş ki, askeri okula devam etmemiş; üniversite sınavlarında başarılı birini parayla yerine sınava sokarak, o fakülte senin, bu fakülte benim gezerek, avcılık, balıkçılık yaparak ve golf oynayarak (ve babası parasını kestiği zamanlarda barmenlik yaparak) elektrik mühendisi olmuş. 1968’de babasının inşaat şirketinde çalışmaya başlamış; 1971’de şirketin başkanı olmuş.
İnşaat şirketini, diğer iki kardeşi ve kendi çocukları yönetirken Amerikalılar onu, sosyete mensuplarını oynattığı TV programları ile ve dergi sütunlarında sürekli boy göstermesiyle tanıdı. 1970’lerin sonlarında Jimmy Carter, Walter Mondale ve Ronald Reagan’ın kampanyalarına bağışlar yapmaya ve Cumhuriyetçilerin toplantılarına gidip gelmeye başlayan Trump’ı, Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı’ndaki ilk konuşması ile başkanlık yarışına katıldığı 2012’den beri de tüm dünya onu tanıyor.
Mary Trump, kitabına Victor Hugo’nun şu alıntısı ile başlıyor: “ Eğer ruh karanlıkta kalırsa, günah işler. Suçlu olan günahı işleyen değil, karanlığa sebep olandır.” Her eleştiriyi bir meydan okuma olarak algılayan Trump, sanki o eleştiri kendisine daha kötüsünü yapma izniymiş gibi, inatla aynı şeyi söylemeye ve yapmaya yani dünyayı babasının yarattığı karanlık bir çiftlik olarak görmeye devam ediyor.
YORUM YAPIN
Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.