GÜNCEL

İsmail Kılıçarslan : Sızlanma, iş yap!

Tarih
29 August 2021
İzlenme
723 Kişi

Geçen yazımda bıraktığım yerden başlayayım. “Dünyada iki çeşit insan var galiba” demiştim, “işini iyi yapanlar ve işini kötü yapanlar. Ve bu iki sınıf arasında bir mücadeledir sürüp gidiyor.”

Madem insanları “iki sınıfa ayırma işi” işlevsel bir iş. Bir kez daha başvurayım buna. Bence insanlar iş yapma konusunda da ikiye ayrılıyorlar. Durum ne olursa olsun işini yapmaya çabalayanlar ve sızlananlar.

Bence “sızlanmak” muazzam bir pozisyon rahatlığı sağlıyor insana. “Aslında ben şöyle yapacaktım, böyle uçacaktım, şöyle kaçacaktım” diye başlayan mazeretler kısa sürede büyük bir sızlanmaya dönüşüyor. “Tuz yoktu, tuz olsa un yoktu, un olsa ocak yoktu” diye sürüp giden sızlanmalar günün sonunda ekmek yapma bilgisini de unutturuyor bize.

Bir başka patikaya ilerleyelim. “Doğru işi doğru zamanda, yeterli süre harcayarak yapmak”, insanın iş kültürünün temelini oluşturan bir şey aynı zamanda. “Gereksiz işlere harcanan olağanüstü verimli çalışmalar” konusu ise iş yapma kültürünün en büyük düşmanı. Doğrusu böyle insanlar, dahası böyle kurumlar gördüğümde dümdüz şekilde canım yanıyor. İnsanın ve/veya kurumların israfı ile sızlanması ise neredeyse birbirinden ayrı düşünemeyeceğimiz iki kardeş gibi. Sızlanma israfın, israf sızlanmanın kardeşi oluyor böylelikle.

Hadi size bir “sızlanma” örneği vereyim. Türkiye’de siyasi partilerin, iktidarın, muhalefetin, yerel yönetimlerin üzerine ittifak ettiği bir sızlanma biçimi: “Gençlere ulaşamıyoruz.”

Bu saçma sapan kalıbın gençleri ulaşılacak bir hedef olarak görmesindeki gerzekliği şimdilik görmezden gelelim ve bu sızlanmayı bir gözden geçirelim.

“Söyle bakalım niye ulaşamıyorsun gençlere?” diye sorduğumuzda hemen herkesten aldığımız cevap aynı: “Bilmiyoruz ki, bir sürü de iş yapıyoruz aslında.”

Tam burada soruyorsun: “Hangi işleri yaptın?” Aldığın cevap şu oluyor: “Şu yerel yönetimin, bu bakanlığın, şu bilmem hangi kurumun yaptığı işin aynısını yaptık.” Bu cevap “aslında hiçbir şey yapmadık. Özgün projeler üretmek yerine günü kurtardık. Harcadığımız onca para da boşa gitti üstelik” demek, biliyorsunuz değil mi?

Daha önce bin kere söylediğim şeyi bir kez daha söyleyeyim. Gençlere ulaşmanın değil, onlara dokunmanın derdiyle dertlenmeden olmaz. Gençlere dokunmak ise ancak ve sadece onları anlamakla olur. “Ya, mis gibi ülkeni bırakıp gidiyorsan da defol git yani” yaklaşımı bir “ulaşma ve/veya dokunma yaklaşımı” değildir, olmayacaktır.

Bugün hem merkez hem de taşra şehirlerinde sebebi ne olursa olsun geleceğe umutla bakamayan her bir gencimizin derdi de sorumluluğu da omuzlarımızdadır.

“Tamam da, sen de hep sorun tanımlıyorsun, biraz da ne yapılması gerektiğini anlatsana” mı dediniz? Anlatayım. Misal Aksaray’da bütünüyle gençlerin katıldığı bir uzay kampı yapıldı ve bu Türkiye’de bir ilkti. Misal Başakşehir Belediyesi, 15-28 yaş gençlere yönelik olarak geliştirdiği mobil uygulama ile Başakşehirli gençlerin tüm yerel yönetim süreçlerine dâhil olmalarını temin ediyor. Gençlere dokunuyor yani. Yine misal Başakşehir’in 2017’den beri büyük bir başarıyla düzenlediği Başakşehir Gençlik Oyunları bu sene isim değiştirip “İstanbul Gençlik Oyunları” adını aldı ve oyunlara bütün İstanbul’da 6 ay boyunca on binlerce genç katılacak.

Demek istediğim kabaca şu. Bu gençlerin kuşağına ne isim vereceğiz bilmem. Bize niye “boomer” dediklerini iyice biliyorum fakat. Biz, onların ait olmadığı, kendilerini ait hissetmedikleri bir dünyanın temsilcileri olarak onları anlamak yerine onların bizim anlattıklarımızı anlamalarını bekleyerek “gençlere ulaşamıyoruz” sızlanmasına düşüyoruz.

yazının devamı 

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER