DÜNYA

İbrahim Karagül : Tezkere ve Güvenli Bölge: Artık asker de Ortadoğu'da

Tarih
02 October 2014
İzlenme
1751 Kişi
2 Ekim 2014...Türkiye, geleneksel Ortadoğu politikasında köklü bir değişikliğe gidiyor. Bugüne kadar sorunları kendi coğrafyasına hapsetmeye, Türkiye'yi mümkün mertebe dışarıda tutmaya dönük strateji değişiyor. Bugüne kadar bölgesel gelişmelerde siyasi olarak içeride, askeri olarak dışarıda durmayı tercih ederken, Irak ve Suriye'deki yeni durumların etkisiyle askeri olarak da krizlerin merkezine müdahil olmayı planlıyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz hafta gerçekleşen ABD ziyareti bunun ilk işaretlerini vermişti. Özellikle, ziyaretin son günü yapılan Erdoğan-Biden görüşmesi ile Türkiye'nin bu temel değişikliğinin ipuçları ortaya çıktı. Erdoğan, Suriye ve Irak'taki krizleri Türkiye'nin güvenliği için öncelikli tehdit olarak değerlendiriyor, bir şekilde müdahil olmanın kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu.
Dönüşte kendisiyle yaptığımız sohbette; 'güvenli bölge', 'uçuşa yasak bölge' ve 'eğit-donat' olarak üç ilke ile özetlediği bu yeni durum için; 'Üzerimize düşen ne varsa yapacağız. Kara operasyonu olmadan hiçbir savaş kazanılmaz. Ben buna inanırım' ifadelerini kullandı. Bu da Anktara'nın 'yeni durum'a yönelik bakışının çerçevesini ortaya koyar nitelikteydi.
Kendisine; Genelkurmay, 'Güvenli bölge gibi konular için hazırlıklarını yaptı mı' diye sorduğumuzda, 'Tabi, bu hazırlıklar, çalışmalar yapıldı' ifadesini kullandı.
TEK TEZKERE, YABANCI ASKERLER
Dün Ankara'da işte bu hazırlıkların, değerlendirmelerin telaşı, yoğun görüşme ve toplantıları vardı. Hükümet ve güvenlik kurmaylarının katıldığı toplantılarda alınacak önlemler tartışıldı.
Irak ve Suriye için varolan ancak süresi dolan tezkerelerin yenilenmesiyle birlikte, IŞİD'in denklemi değiştirmesiyle oluşan yeni resim enine boyuna değerlendirildi.
ABD ve koalisyon güçlerinin mesafeli durmayı tercih ettiği ancak Ankara'nın yoğun baskıları ile kısmen yakın durmaya başladığı güvenli bölge ile ilgili kanaat netleşti. Genelkurmay'ın hazırladığı çalışmalar sonrası Ankara, sınır kapıları dahil ihtiyaç duyulan bazı bölgelerde güvenli bölge oluşturma kararı aldı.
İki tezkere birleştirildi, kapsamlı bir metin hazırlandı. Suriyeli muhaliflere katkı amacıyla belirlenen 'eğit-donat' programı gereği yabancı askerlerin geçişine izin verilmesi dahil, bölgedeki yeni durumların zorlayıcı özelliklerine göre bir tezkere hazırlandı.
Türkiye, bölgedeki gelişmelerde yaşanan değişkenliği tamamen kendi güvenlik çıkarlarına göre şekillendirmeye çalışıyor. Bölgeye yönelik müdahalenin çözüm odaklı olması, yeni sorunlar doğurmaması, yarım bırakılmaması, Suriye istikrara kavuşuncaya kadar devam etmesi, bölge kamuoyunun hassasiyetlerinin dikkate alınması gibi ilkeleri var.
Bu çalışmaların bir işgal ve istila gibi algılanmaması, Arap kamuoyunun zihinlerinde olumsuz Türkiye imajı oluşmaması gibi hayati, uzun vadeli çekincelerimiz var. Ve hükümet de kamuoyu da bunu dikkate almak zorunda. ABD ve Batı koalisyonunun bölgeye yönelik her müdahalesi ciddi reaksiyona sebep olmakta, gerekçesi ne olursa olsun nefretle karşılanmaktadır.
Bu kaydı düştükten sonra, dün hazırlanan tezkere ve güvenli bölge kararlarının böyle algılanıp algılanmayacağı tartışması yapılabilir. Bu aşamadan sonra Ankara'nın üzerinde en çok titreyeceği konunun bu olması gerekiyor. Sanırım böyle de olacak.
ABD YALNIZ BIRAKIR
Ancak kararların ileriye dönük yorumlanması, yazının başında da belirttiğim gibi, Türkiye'nin çok daha aktif bir şekilde yer alacağının işaretlerini veriyor. İstesek de istemesek de bu iki ülkedeki her gelişme Türkiye'yi ilgilendiriyor. İlgilendirmenin ötesinde Türkiye'nin güvenliğini tehdit ediyor, hayati bir tehlike haline geliyor.
Yüzbinlerce insanın Türkiye topraklarına sığındığı bir gerçek. Kapsamlı bir müdahil sonrası bu sayının milyonları aşacağı tahmin edilebilir. Bu kitleyi sınırın diğer tarafında, tehditlerden arındırılmış bölgelerde tutmak, ihtiyaçlarını karşılamak, her türlü tehdide karşı korumak iç güvenliğe yönelecek tehditten daha az maliyetli bir durum.
Şartlar Türkiye'yi gerekirse tek taraflı önlemler almaya zorluyor. ABD ve Batı koalisyonu, bu gibi durumlarda Türkiye'ye hep mesafeli davranmış, onu yalnız bırakmış, sorunları paylaşmamıştır. Bugün de böyle bir risk mevcuttur. Öyleyse bu ülkenin kendi tedbirlerini almasında bir sıkıntı yoktur.
Türkiye koalisyona katılsa, destek verse de, ABD müdahalesi geçici olacaktır. Ya operasyon tamamlandıktan sonra ne olacak? Muhtemelen bu fırsat kullanılarak kalıcı tedbirler için adımlar atılmaya çalışılıyor.
Yorumlar, analizler, siyasi eğilimler bütün boyutlarıyla tartışılır. Irak ve Suriye'nin yarın ne olacağına dair öngörüler yapılabilir. Ancak şu bilinmeli ki, ABD müdahalesi bölgede kalıcı hiçbir çözüm öngörmemektedir. Konjonktürel, günü kurtarmaya dönük, IŞİD'le sınırlı, teknik anlamda bir 'terörle mücadele' operasyonudur.
Bölgedeki sorunlar en az on yıl daha bu şekilde devam edecek, yeni yeni örgütler çıkacak, Suriye-Irak'ın kaderi daha da birleşecek, yeni aktörler devreye girecektir. IŞİD giderse yeni örgütler çıkacaktır. 'Horasan' diye üretilen örgüt de sanırım IŞİD'i ikame için üretilmiştir. Çünkü hep böyle olmuştur.
Türkiye'nin durduğu yeri, aldığı kararı koalisyon açısından değil de kendisi açısından, Türkiye özelinde değerlendirmekte fayda var. Destek de eleştiri de bu çerçevede olursa daha gerçeğe dönük olacaktır.
Ama bütün bunlar sonrasında özetle şu cümleyi kurabiliriz:
Ankara Ortadoğu'da, özellikle Irak-Suriye kuşağında bundan sonra çok daha aktif olacak, geleneksel pozisyonunu değiştirecektir. Bu değişikliğin en önemli yanı, siyasi olarak içinde bulunduğu bölgede askeri olarak da var olma kararı almasıdır.
Yenişafak

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER