GÜNCEL

Hüseyin Likoğlu : Gazetecilerin mal varlığı araştırılsın

Tarih
26 July 2021
İzlenme
272 Kişi

Organize suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in iddialarıyla başlayıp, yabancı devlet ve vakıfların fonlamasıyla devam eden tartışmaların odağında maalesef meslektaşlarımız yer alıyor. Gazetecilik bir kamu görevidir. Yasama, Yürütme ve Yargı erkinden sonra medyanın geldiği varsayılarak, medyaya Dördüncü Kuvvet deniliyor.

Medya bir ülkenin bütün kırılma anlarında en kritik yerde yer alır. Türkiye’nin yakın tarihine baktığımızda bunu çok daha net bir şekilde görüyoruz. 27 Mayıs’tan 12 Eylül’e, 28 Şubat’tan 27 Nisan e-muhtırasına kadar her kritik dönemeçte medya başrolde yer aldı.

Türkiye’de medya eliyle hükümetler kuruldu, hükümetler yıkıldı. Medya eliyle hayatlar karartıldı, bankalar batırıldı, zenginliğine zenginlik katanlar oldu, iflas edip yok olanlar oldu. Medya organları üzerinden hesaplaşmalar oldu, hedef göstermeler oldu.

Medyanın bu kadar kirletildiği bu ülkede maalesef hiçbir gazeteciye doğru dürüst hesap sorulmadı.

Bu ülkede darbeciler yargılandı. Kenan Evren öldüğü için hapse girmekten kurtuldu, 28 Şubat’ın kudretli paşalarına hapis yolu göründü, ama 28 Şubat’ın maşalarına, medya ayağına henüz kimse bir hesap sormadı. Hatta o dönemin kudretli maşası gazeteciler bugünlerde ahkâm kesiyor.

Gerek suç örgütü elebaşı Peker’in iddiaları, gerekse fonlama iddiaları üzerinden yepyeni bir fırsat doğdu. Bu fırsat iyi değerlendirilebilirse vesayetin tabutuna son çiviyi de çakmış oluruz. Bunca yalan haberden, algı operasyonlarından, manipülasyondan şikâyet ediyoruz. Peki, şikâyet ettiğimiz bu sorunların kaynağı nedir, kimdir? Şüphesiz medya kuruluşları ve yöneticileri.

28 Şubat sürecinde onlarca banka batınca, medya sahipliği konusunda çeşitli düzenlemelere gidildi. Medya kuruluşu sahiplerine ticari alanlarda çeşitli sınırlandırmalar getirildi. Özellikle medya sahibi iş insanlarının banka sahibi olmaması yönünde düzenlemelere gidildi. Yine bazı ortaklıklar konusunda hisse sınırlaması getirildi vs.

Bütün bunlar niçin yapıldı? Elinde medya gücünü bulunduran bir iş insanı, kötü niyetle yapacağı bazı manipülasyonlar nedeniyle telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabilir. Yani biz 28 Şubat sürecinden ders çıkararak, medyanın finansmanı konusunda bazı adımlar attık.

Peki, aynı hassasiyet bugün ne durumda? Yabancılar tarafından fonlanan medya kuruluşları cirit atıyor ülkemizde.

Geldiğimiz nokta çok net bir şekilde objektifin önüne şunu koyuyor: Medya kuruluşlarının sermayeleri ve o medya kuruluşlarının yöneticilerinin mal varlığı.

Türkiye’de son 30 yılda medya kuruluşlarında yöneticilik ve yazarlık yapanların mal varlıklarının araştırılması için TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmalı. Bu komisyon aynı zamanda yeni nesil medya kuruluşlarının para kaynaklarını da araştırmalı. Konvansiyonel bir medya kuruluşunun sahibi bir şirket, Türkiye’de normal ticaret kanunları gereği vergisinden çalışma hayatına, her alanda denetime tabi tutuluyor.

Ama yabancı fonlarla beslenen medya kuruluşlarının nasıl fonlandığı, niye fonlandığı, fonların hangi maksatla kullanıldığını bilmiyoruz. Bizim vatandaşlarımızın bulunduğu ülkelerdeki din görevlilerimize casus muamelesi yapanlar, Türkiye’de medya patronu.

Bizim vatandaşlarımızın sosyal medya paylaşımlarını geçtim, WhatsApp gibi uygulamalar üzerinden attıkları mesajlara bile müdahale eden ülkeler, Türkiye’de medya kuruluşlarını finanse ediyor. İngiltere’de yaşayan bir iş insanının bir gün canı sıkılmış, “ne yapsam ne yapsam” diye düşünmüş “gideyim Türkiye’den Halk TV’yi alayım” demiş ve böylece can sıkıntısını gidermiş. Böyle tesadüflerin olduğu bir medya dünyamız var.

Geçmişten günümüze medyamız daima tartışmaların odağında olmuştur, aynı şekilde gazetecilerimiz de öyle. Hele hele enformasyon savaşlarının en şedit şekilde sürdüğü ve süreceği açık olan şu dönemde çok daha fazla hassas olmalıyız.

yazının devamı 

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER