DİNİ YAZILAR

Faruk Beşer : Bayram, ziyaret mi tatil mi olmalı?

Tarih
18 July 2015
İzlenme
1049 Kişi

18 Temmuz 2015

İnançla hayat tarzı arasında sürekli bir etkileşim vardır. İnanç, yaşama biçimini etkiler, yaşama biçimi de inancı. Bu etkileşim tahterevalli gibi bir o yana bir bu yana sarkıp durur, dinamiktir, statik değildir. Orta yerde insanın bilgiye ve iradeye bağlı karar mekanizması vardır. Hangi tarafın ağır basacağına bu denetleme kulesi karar verir. 'İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız' sözü çok anlamlıdır.
Bayram, tatil, eğlence, seyahat gibi konular inanca ve yaşama biçimine bağlı olarak değerlenir, ya da değer kaybeder. Bilgi edinme, ticaret yapma, eşi dostu ziyaret, sılairahim, görüp ibret alma, tebliğ ve davet gibi hayırlı işler için yapılan seyahatler makbul olmaktan öte, ibadete bile dönüşebilir. Bu sebeple İslam tarihinin başından itibaren ümmet hep hareket halinde olmuş. Ya gazâ, ya ticaret, ya ilim elde etme, ya da hakikati anlatıp davet ve tebliğ yapma maksadıyla dünyanın bir ucundan bir ucuna gidip gelmişler. Hz. Ömer'i anlatan “Bütün yönleriyle Hz. Ömer' adlı kitabı okuyanlar onun on yıllık hilafeti döneminde mücahitlerin neredeyse atlarından hiç inmediklerini görür ve şaşırırlar ve tıpkı Hasan Basrî'nin dediği gibi, bunlar deli midir diye sormak zorunda kalırlar. Öğrencileri ona bir gün sormuşlardı: Sahabeyi bize anlatır mısın, diye. O da cevap vermişti, onlar öyle insanlardı ki, siz onları görseydiniz bunlar deli derdiniz. Ama onlar sizi görselerdi, bunlar Müslüman değil derlerdi.
Daha ilk inen surelerden olan Kureyş Suresi kışın ve yazın farklı diyarlara güven içerisinde yolculuklar yapılmasını nimet sadedinde zikreder. Kur'an-ı Kerim'de “Allah yeryüzünü sizin emrinize amade kıldı, dolaşın onun omuzlarında ve Allah'ın verdiği rızıklardan bulup yiyin” (67/15) der. Bu aynı zamanda bir vizyon göstermedir, küresel bir ticaret anlayışını teşvik eder.
Tövbe, ibadet, hamd, rukü ve secde gibi taatları ahlak haline getirenleri överken Allah, onlarla beraber seyahat edenleri de över (9/112). Bu ayette geçen sâihûn/seyahat edenler kelimesini tefsirciler oruç tutanlar diye anlamaya çalışırlar ama İbn Âşûr'a göre zorlamaya hiç gerek yoktur, kelime doğrudan seyahat edenleri anlatır. Ne var ki, bu seyahatin özel bir maksadının bulunmasının ve şeriatın istediği bir iş için yapılmış olmasının gereği de açıktır. Ona göre bu seyahat Allah'a yakınlaşmayı amaçlayan hicret, hac ve cihat gibi yolculuklar olmalıdır. Ayetin bağlamına en uygun olanı ise cihat için seferde olmaktır. Cihadın, yerine ve zamanına göre mal ile can ile ve dil ile olabileceğini hesaba katarsak, şartlarına ve adabına uyabiliyorsa, davet için yolculuk edenler de cihat yapmaktadırlar ve burada övülen seyyahlardandırlar.
Yeryüzünü dolaşıp ibret almayı ve tefekkür etmeyi öğütleyen ayeti kerimeler yanında, Hz. Peygamber'in “Seyahat edin, sıhhat ve selamet bulun” anlamındaki hadisi şerifleri de meselenin önemini anlatır.
İslam'ın ilk yıllarından itibaren Müslüman âlimlerin ve özellikle de hadisçilerin, ilim yolculuğu anlamındaki 'rihle' faaliyetleri meşhurdur ve ciltlerce kitap olacak malzemeyle doludur. 'Yürüyen Sünnet' deyiminin tam bir canlı örneği olduğuna bizzat şahit olduğum merhum Abdülfettah Ebugudde'nin vaktiyle bu fakir tarafından 'İlim Uğrunda' adıyla çevrilen kitabında bu yolculukların ilginç örnekleri vardır. Her ilim talebesi bu kitabı mutlaka okumalıdır.
Bu bayram günü bunları neden söylüyoruz?
Batı tarzı tatil anlayışının, sılairahim, eş dost ziyareti ve ibadet anlamındaki seyahatlerin yerini almakta olduğunu gördüğümüz için söylüyoruz. Oysa 'tatil', âtıl ve işlevsiz kılma demektir. Müslümanın işlevsiz bir eyleminin bulunmaması, seyahatinin dahi bir işlevinin olması gerekir. Bizde dinlenme, yorulunan işten başka bir işe geçmekle yapılır.
Allah öyle demiyor mu?
“Demek ki, her zorluğun yanında bir kolaylık vardır.
Evet, her zorluğun yanında bir kolaylık vardır.
O halde bitirir bitirmez (diğerine) başla”,
Yani boş durma. Bir işi sona erdirince hemen öbürüne koyul. Ayet işin ne olduğunu söylemiyor, o halde bu her türlü hayırlı iş olabilir. Cihattan dönünce ibadete, ibadeti bitirince cihada, okumayı bitirince bedenle çalışmaya, birisi zor geliyorsa kolay olana, vb.
“Ve rağbetin sadece Rabbine olsun” (94/5-8).
Hangi işi yaparsan yap, Rabbinden um, bekleyeceğini O'ndan bekle, arzuladığın hep O olsun, O'nun rızası olsun.
Ama günümüzde bayramlar yakınlarla daha da yakınlaşma değil, bir kaçış bahanesi haline gelmeye başladı. Bayramların yaz aylarına gelip çatmasının da bunda etkisi var tabii. İşte böyle bir alışkanlığın, ya da hayat tarzının, bizim inançlarımızın ve anlayışlarımızın da bu yönde evrilmesine sebep olacağı kesindir. İnsanlardan kaçma, yalnızlaşma, bireyselleşme ve kendi değerlerine yabancılaşma…
Sonunda altımızdan büyük bir zeminin kaydığını fark edeceğiz, ama iş işten geçmiş olacak.

Yenişafak

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER