SİYASET

Abdurrahman Erzurum : KÖPRÜLER YAPTIRDIM GEÇMEYE

Tarih
08 March 2016
İzlenme
3333 Kişi

Yakın tarihimizi özellikle de iktisat tarihimizi biraz okuyanlara bir soru sormak istiyorum.

GAP, boğaz köprüleri, barajlar, otobanlar, Marmaray, metrolar, havalimanları, tüp geçitler, yollar, hızlı trenler desem ülkemizi yönetenlerden hangileri aklınıza gelir.

Büyük bir ihtimalle birçoğumuzun cevapları aynıdır. Aydın Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan.

Bu konuda herhangi bir ideolojik yaklaşım sergilemek amacında değilim. Aklını kiraya vermemiş, bir takım tutar gibi parti tutmayan, iyi olana iyi olmuş diyebilen herkes de bu cevabı verecektir.

Bu vaka, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşen bir sosyolojik olgudur.

Bakın tekrar söylüyorum. Emeği geçen herkese binlerce teşekkürler. İyidir kötüdür, eksik yapılmıştır, çok para harcanmıştır. Çok güzel yapılmıştır, bunlara girmiyorum, benim konum bunlar değil. Bunları zaten zamanında herkes çok söyledi ve halen söylemeye de devam ediyor.

Benim bu yazımdaki muradım, az ya da çok tesadüf olamayacak kadar aynı siyasi özelliklere sahip, bu hükümetlerin bakış açısı ile ülkemiz muhalefetinin bakış açısını karşılaştırmak ve bir analiz yapabilmektir.

Bilindiği üzere 6 Mart Pazar günü Yavuz Sultan Selim Köprüsündeki son tabliyenin de montajıyla iki kıta üçüncü kez birleşti. 29 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleştirilen köprünün temel atma törenine dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Cemil Çiçek, ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan katılmıştı.

Bu gelişme üzerine bakalım eski icraatlar yapılırken neler yaşandı diye merak ettim. Cumhuriyet tarihimizde önemi büyük olan bazı icraatlar ve bu konuda muhaliflerin tutumlarını biraz araştırdım.

Garip gelecek ilkokulda öğrendiğimiz Osmanlı tarifine pek uymuyor ama; boğaza ilk köprü yapma girişimi II. Abdülhamid Han tarafından yapılmış. İkinci Abdülhamid Hanın hazırlattığı projeye göre, köprü ahşap olacak ve kuleleri bulunacak, üzerinden demiryolu geçecekmiş. Fakat hepimizin bildiği gibi dönemin siyasi olayları ve padişahın tahttan indirilmesi bu projeleri hayal olmaktan öteye taşıyamamıştır.

Cumhuriyet döneminde ise arayışlar devam etmiş ve mühendisler, Boğaz’ın köprüyle geçilmesi için zaman zaman değişik projeler üretmiştir. Bunlardan biri dönemin ünlü işadamı Nuri Demirağ’ın projesidir. İsmet İnönü’nün kendisi için rakip olarak gördüğü Nuri Demirağ’ın ilk uçağımızı yapan ve bu yüzden başına gelmedik olay kalmayan bir girişimci olduğunu biliyoruz. Demirağ’ın girişimiyle Türk mühendisler ve Amerikalı uzmanlar 1940’ta boğaz köprüsünü projelendirilmiş ve işe talip olunmuştu. Ama dönemin iktidarı “Boğaza köprü olmaz, yıkılır” diye teklif reddetmiştir.

Daha sonra unutulan köprü olayı, Başbakan Adnan Menderes zamanında tekrar gün yüzüne çıkar. Menderes, yine İnönü’nün yıkılır ikazlarına rağmen, 25 Mayıs 1960’da bir İngiliz müşavirlik firmasıyla sözleşme imzalar Fakat imzadan 2 gün sonra yapılan darbe, projenin tekrar rafa kaldırılmasına yol açar.

Nihayet, bundan 2500 yıl önce İskit seferine çıkan Pers Kralı Darius’un 700 bin kişilik ordusunu boğazdan geçirmek için gemileri yan yana getirilmesiyle oluşturduğu yüzer köprü projesini bir daha yerine getirme çalışmaları 1973 yılında başarıya ulaşır.

İnönü’den sonra solun umudu olan Bülent Ecevit de İnönü gibi köprüye karşıdır. Hatta her yerde "Köprüden zenginler geçecek" der.

Köprüye muhalafet o kadar çoğalır ki, felaket olarak niteleyen Mimarlar Odası’ndan tutun, akıl ve hesap işi olmadığını savunan profesörlere kadar yayılır. Köprünün iki yakada evleri olan zenginler için yapıldığı ve çok kazık bir yatırım olduğu da İlhan Selçuk’undan, Ali Gevgilili’sine kadar dile getirilir.

Aradan 25 yıl sonra Asya ve Avrupa kıtalarını İstanbul Boğazında birbirine bağlayan ikinci köprü, Fatih Sultan Mehmed Köprüsü 1988 yılında trafiğe açıldı.

O tarihlerde başbakan olan ve köprünün yapılmasını sağlayan Turgut Özal için yapılan eleştiriler orta yaşlı birçok vatandaşın hala hafızasındadır.

Şu anda üçüncü Boğaz Köprüsü’nün 6 Mart 2016 tarihinde son tabliyesinin de montajıyla iki kıta üçüncü kez birleşti.

Türkiye’nin birkaç gün içinde Suriye’ye gireceğini, Erdoğan’ın gezi olayları sırasında helikopterini hazır tuttuğunu ve ülkeden kaçacağını ve bunun gibi birçok haberi gazetecilerden önce veren Gürsel Tekin ise o günlerde bu köprünün Beykoz civarında olacağını, Belediye Başkanının bu projeden haberinin olmadığını savunarak, projenin bir an evvel iptal edilmesini istemişti.

Birçok icraata sahne olan Özal döneminin yine büyük icraatlarından bir tanesi de yol yapımındaki artış olarak gösterilmektedir. Yapılan atılımla 1980 yılında 24 kilometre olan otoyol uzunluğu, 1990 yılında 241 kilometreye çıkartıldı. Bu dönemin sonunda ise otoyol uzunluğu bin 674 kilometreyi buldu.

1984 yılında hizmete açılan 38 kilometre uzunluğundaki Gebze - İzmit Ekspress yolu ile ücretli yol politikası başlatıldı.

O zaman Özal’ı Deli Dumrul olarak yansıtan, “paralı yol mu olurmuş” diyen kişileri şimdi cipleriyle 3. Şeritte yavaş giden araçlara sellektör yaparken görsek şaşırmayız herhalde.

Yine 2002 sonu itibarı ile altı bin 101 kilometre olan bölünmüş yol yapımı 2012'nin sonuna gelindiğinde toplam 22 bin 253 kilometreye ulaştı. Bu rakamla toplam yıllık 10 milyar liranın üzerinde ekonomiye katkı sağlandı.

Bu yatırımların hala bazı müteahhitleri zengin yapmak için yapıldığı fikrine inanan ve savunan kişiler bu fikirlerini defalarca basına yansıtmışlardır.

Güneydoğu Anadolu Projesi'ne (GAP) karşı çıkan, Keban Barajı için "Kurbağalara göl yapıyorsunuz" diyerek mizah yapan, da yine aynı ekolün mensuplarıydı. Demek ki o zaman da orantısız mizah yapma zekaları şimdikini aratmıyordu.. "Bu kadar elektriği üretip ne yapacaksınız, toprağa mı vereceksiniz" diye zamanın hükümetine yüklenen kurumun dönemin Mühendisleri Odası olması da ayrı bir vakıa.

İcraatlar yapan ve icraatları devamlı eleştiri getiren ve karşı çıkan bu iki zihniyet havalimanları konusunda da defalarca karşı karşıya gelmişlerdir. 1900’lerin başında Türkiye'de ilk hava ulaşımının başlatıldığı yer olan Atatürk Havalimanı, 1953 yılında uluslararası hava trafiğine açılmıştır. 29 Temmuz 1985 tarihinde adı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün soyadı verilerek, Atatürk Uluslararası Havalimanı olarak değiştirilmiştir. Bu tarihler yine Abdülhamid dönemi, Menderes dönemi ve Özal dönemlerine tekabül etmektedir.

Vatan ve Millet Caddeleri için buraya uçak mı indireceksiniz, bu kadar geniş yola ne gerek var diyerek karşı çıkanlar Sabiha Gökçen Havalimanı’na da karşı çıkmışlar yine dalga geçmişlerdi. Hürriyet gazetesi yazarı Oya Berberoğlu: “Kurtköy'de sinek mi uçacak? Yatırım tamamlandı tamamlanmasına da devletin harcadığı paraların geri dönüşü kaç yılda gerçekleşecek? Cevabını bilen yok. Bu havalimanına hangi uçaklar inecek, hangi uçak şirketleriyle bağlantı yapıldı? O da yok. İstanbul Havalimanı daha 20 yıl yolcu kapasitesini doldurmaya çalışacak” diyordu.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptırdığı 2. Pist ve limanın genişletilmesi ile 47 bin yolcudan 25 milyon yolcunun kullanıldığı bir havalimanı haline gelmesi bu yazının muhatapları için ne anlam ifade ediyordur bunun asıl araştırılması gerekiyor.

Aslında belki de sadece onların kullandığı havalimanları sayısının 26’dan 53’e çıkmasına ise yaratıcı eleştirel bakış açısının bir şey bulamaması da ilginçtir.

Denizin görülmediğini söyleyen, su alıyor binmeyin diye uyarılar yaparak 150 yıllık proje Marmaray’ın, Sirkeci’de hava kirliliği olacak diye Harem-Sirkeci tüp geçiş projesinin, pahalı olacak diye yılda 650 milyon dolar tasarruf sağlanması beklenen İzmit Körfezi Geçiş Köprüsü’nün eleştirilmesi aslında bir çaresizliğin ifadesidir.

Zekeriyaköy'de 15 yaş, 20 yaş grubu 30 bin araç kesilirken sesini çıkarmayıp, Yalova Belediyesi’nin ağaç kesmelerine göz yumanların Taksim’de kesilen 20 ağaç için bu ülkeye ödettikleri bedel ve bu eylemlerin bitirilmesi için koştukları 3. köprü, 3. havaalanı, kanal İstanbul vb yatırımların durdurulması talebi yaşananları tüm açıklığıyla göz önüne koymaktadır.

Menderes’in “yeter söz milletindir” diyerek başbakan olmasının üzerinden 66 yıl geçti. 1960’a kadar Menderes, 1965’ten 1980’e kadar çeşitli aralıklarla bazen birkaç partiyle koalisyon yaparak Süleyman Demirel, 1983’yen 1991’e kadar Anavatan Partisi ve Turgut Özal, sonra Doğruyol, ANAP yılları ve 2002’den günümüze kadar AK parti iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan..

Belki de bu olay ideolojik olmaktan öte; icraat yapmaktan, hizmet etmekten zevk alan bir ruh yapısı ile, oturup eleştirmekten hoşlanan bir ruh yapısındaki insanların çekişmesi.

Belki de farklı ideolojilerin iktisat kuralları bu durumun en baş sebebi.

Belki de başından beri eleştirenler haklı. Bundan 100 yıl sonra yapılan tüm icraatları terk edip hepimiz köylerde organik domates yetiştireceğiz.

Neden olmasın, 70 yıldır denilen her şeyin tersinin çıkması bunun da yanlış olacağını gösterir mi?

Ajanshaber.com
8 Mart 2016

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER