TARİH

Mustafa Armağan : Fatih’in büyük rüyası

Tarih
02 May 2021
İzlenme
751 Kişi

Yarın Fatih Sultan Mehmed’in vefatının 540. yıldönümü. Fatih denilince içimiz bir başka titrer. Henüz 50 yaşında iken cihad yolunda hayatını feda eden büyük Sultan, bu milletin evlatları için yarım kalmış aşk demek. 540 yıldır o yarım kalan aşkın tamamlayıcısını bekliyoruz.

Fethin kelime anlamını öğrenmek için önce Şemseddin Sami’nin Kâmûs-i Türkî’sine göz atalım. Sami’nin fetih kelimesine verdiği ilk anlam, “açma”dır (mesela feth-i bâb, kapıyı açma demektir). Ardından “başlama” anlamı gelir. Feth-i kelâm, söze başlama demektir. Kelimenin üçüncü anlamı, “zapt”tır: “Bir şehir ve memleketi düşman elinden alma ve alelhusus memleket-i İslamiyeye ilhak etme.” Yazar burada Mekke’nin fethini örnek veriyor. Dördüncü anlamı ise “galibiyet”, “zafer’ ve “Nusret”tir.

Diyanet Vakfı’nın İslam Ansiklopedisi’ne bakılırsa Arapça fetih (feth) kelimesinin sözlük anlamları şunlar:

Yeni Şafak'ta Mustafa Armağan krizi: Görevine son verildi“Açma, yol gösterme, hüküm verme, galibiyet ve zafere ulaştırma. Terim olarak ise İslam’da meşru görülen savaşlar hakkında Müslümanların gayri Müslimlerden elde ettikleri toprak kazançlarını diğer istila ve sömürü savaşlarından ayırt etmek için kullanılır. Bu anlam ise doğrudan doğruya Kur’an-ı Kerim’deki Fetih suresine dayanmaktadır. Bu surede Müslümanların geçmişteki ve gelecekteki maddî-manevî zaferlerinden söz edilir.”

Prof. Mustafa Fayda bunları zikrettikten sonra “ancak” diyerek şu yorumu ekler:

“Kelimenin anlamını yalnız maddî değil, aynı zamanda ve daha çok “kalbi ve aklı İslâm gerçeğine açmak, İslam mesajının önündeki engelleri kaldırmak, insanın kalbine ve aklına ulaşmayı mümkün kılacak ortamı hazırlamak” şeklinde manevî bağlamda anlamak gerekir.”

Demek ki, “fetih” her zaman biri maddi, öbürü manevî olmak üzere iki düzlemde anlaşılmak gerekir.. Biri dış fetih, öbürü iç fetih. Biri dışa dönük, yani zahirî fetih, öbürü içe dönük, yani batınî fetih. Her iki düzlemi birbirinden kopartamıyoruz. Âdeta biri olduğunda öbürü hükmünü yitiriyor.

Öte yandan; Nurettin Topçu bu “iki fetih” kavramını şöyle bir çerçeveye sokarak anlatmış:

“İnsanın iki dünyası var: Hırs için sürünen vücuduyla aşk için yaratılan ruhu… Fethin de iki cephesi vardır: Maddeden ibaret olan toprağın ve servetin fethinden aydınlıklar âlemi olan ruh dünyasının fethine yükselmedikten sonra şu arzın senle ben arasında paylaşılmasından ne çıkar? İkinci fetih, ruhun fethidir ve birincisi buna ulaştırıcı vasıta olunca mübecceldir, mânalıdır, değerlidir ve Peygamber’in diliyle tebşirlere [müjdelere] lâyıktır. Fatih bu ikizli fethi başarmış büyük insandı.”

Fatih Sultan Mehmet kimdir, İstanbul'u kaç yaşında fethetti? Fatih Sultan Mehmet Osmanlı İmparatorluğu'nun kaçıncı padişahı? - Son Dakika Flaş Haberler“İkizli fetih”… Bu terkibi bir kenara yazın derim, zira ileride sık sık karşımıza çıkacak.

Bugün eğer bir medeniyet açılımı yapmak istiyorsak, aynı şekilde zamanı ve mekânı fetheden yeni bir yaklaşımın da geliştirilmesinin gerektiği açıktır. O bilinci, Fatih Sultan Mehmed ve arkadaşları hem zamanı, yani tarihi, hem de mekânı, yani İstanbul’u fethetmek suretiyle kendisinden sürekli ilham alacağımız zengin bir miras olarak bizlere bırakmışlardır.

Nitekim Necip Fazıl da, İstanbul’da o ruhun mekânla yaptığı raksı şu beyitle canlandırmıştı:

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar/Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

O ruh, o mekânla yeniden nasıl buluşur, kaynaşır ve buradan yeni bir medeniyet çiçeği nasıl filizlenir? Derdimiz özetle budur.

Aynı şekilde Nurettin Topçu şöyle fısıldıyordu kulağımıza: “Biz Fatih’te kendimizi arıyoruz.”

Evet, başkasını değil, kendimizi arıyoruz. Ve Fetih ile Fatih’i işte bunun için anıyoruz ve anlamaya özümlemeye, ruh ve dimağımıza içirmeye çalışıyoruz.

Fatih’in ve Fethin berrak aynasında, geleceğin sularına daha yakışıklı bir enstantane emanet edebilmek için ruhumuzun saçlarını taramak istiyoruz.

Daha doğrusu, Fetih ve Fatih’in ışığında, bir süredir kaybettiğimiz kimliğimizi, “Biz”i bulmak istiyoruz.

Özetle, Fatih’in gördüğü “Büyük Rüya”yı doğru tabir etmek ve onu, kaldığı yerden itibaren yeniden görmek arzusundayız.

Hem unutmamalıyız ki, rüyası olmayanın dünyası da olmaz. 

Biz o rüyanın çocuklarıyız dostlar.

Peki, bizim bir rüyamız var mı? Varsa o rüya, bizden 500 yıl sonra da görülmeye değer bulunacak mıdır yoksa uyanır uyanmaz unutulmak mı istenecektir?

yazının devamı 

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER