YAŞAM

Fuat Uğur : Fatma Girik farkı

Tarih
25 January 2022
İzlenme
1312 Kişi

Onu tanıdığım yıldı 1989.

47 yaşına gelmişti ve sinema kariyerini sürdürecek bir Yeşilçam yoktu artık.

O yıl yerel seçimler yapılacaktı ve Türkiye’nin kalbi ise İstanbul’da atıyordu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’dı ve yeniden adaydı. Kazanacağına kesin gözüyle bakılıyordu.

Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Erdal İnönü’nün liderliğinde yeni bir solukla yola çıkarken “Nasıl olsa kazanamaz” denilerek Prof. Dr. Nurettin Sözen’i Dalan’ın karşısına çıkardı. Ama iki faktör ona yardım etti. Birincisi rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal Bedrettin Dalan’dan desteğini çekmişti. İkincisi de Şişli’den ilçe belediye başkanlığına aday olmaya ikna edilen efsanevi sinema oyuncusu Fatma Girik büyük bir dalgaya sebep olacaktı.

O sırada Hürriyet gazetesinde muhabirim. Rahmetli Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, Dalan’ı destekliyordu ve Sözen’e “Kaçak Uyum Sitesini yıkacağım” diye tutturması(O sitede kendi evi de vardı) nedeniyle karşıydı. Dalan’ı takip için kıdemli muhabirlerini, Nurettin Sözen için de yeni muhabir olduğumdan beni görevlendirdi. Yani Sözen ve Girik’in tüm seçim kampanyasını ben izleyecektim adım adım.

Nurettin Sözen aylar öncesinden başlattığı seçim kampanyasında Fatma Girik’i neredeyse hiç yanından ayırmadı. Fatma Hanım o kış günlerinde İstanbul’un ne kadar kıyıda köşede semti varsa, onunla birlikte yağmur, çamur demeden dolaşıyordu. Ben de onlarla birlikte. Kadınlar Fatma Hanım'a sevgilerini sarılıp öperek gösteriyorlardı. Akşam eve dönerken bana kıpkırmızı olmuş suratını göstererek “Yüzüme bak, bu kadınlar beni mahvedecek” diyordu gülerek.

Fatma Girik’in öyle bir aurası vardı ki Nurettin Sözen’in sert ifadesi ve demir leblebi gibi zaman zaman itici gelen sözleri bile arada kaynayıp gidiyordu. Sözen’in bir şansı daha vardı. Dalan İstanbul’un gecekondu ve kaçak semtlerini tamamen kendi hâline bırakmıştı. Koskoca Sultanbeyli semtine (ilçe değildi o vakit) kaçak yapılaşma diye su vermiyordu. Üstelik o semtlerde oturanlar muhafazakâr kesimlerdi. Sözen onların hepsine tüm belediye hizmetlerini vadetti.

Fatma Hanımı tanıyıp da onu sevmemek mümkün değildi. Dost canlısıydı, sıcakkanlıydı, dobra ve sözünü esirgemeyen bir kişiliği vardı. Çok iyi anlaşıyorduk. Hürriyet gibi ana akım medyanın bir muhabiri olmam nedeniyle beni yanından ayırmıyordu. Öyle ki günün etkinliklerine başlamadan önce evine gidiyordum ve kampanya çalışmalarına birlikte başlıyorduk. Çetin Emeç ise “Bana Nurettin Sözen haberleriyle gelme, Fatma Hanımla ilgili haber yap” diyordu.

Nurettin Bey ise çeşitli gerekçelerle Fatma Hanım'ı azarlıyordu. Bana da Hürriyet’te haberleri çıkmadığı için kızıyordu. Ona anlatıyordum sebebini ama fayda etmiyordu. Fatma Hanım sohbetlerimizde Nurettin Bey'in bu azarlamalarını anlayamadığını anlatıyor ve “Yahu kardeşim ben Şişli adayıyım, beni tüm İstanbul’u kendisi için dağ bayır gezdiriyor, kendi ilçemde kampanyayı yürütecek vaktim kalmıyor” diye dertleniyordu. Çabuk ısınmıştı siyasete.

Sonuçta seçildiler. Sözen İstanbul’un, Fatma Girik de Şişli’nin başkanı oldu. Fatma Hanım'ın belediye başkanı olarak icraatlarını ondan sonra da takip ettim. Bu arada yanına çok eski bir hukukum olan; abi dediğim Uğur Kökdeni Teknik Başkan Yardımcısı olarak aldı. Uğur Kökden, şu anda 86 yaşında olmalı, ne yapıyor bilmiyorum. İTÜ İnşaat Fakültesinden mezun olduktan sonra uluslararası çapta ciddi bir kariyer yapmış, Politika gazetesinde dış siyaset yazmış, öykü ve denemeleri de olan bir isimdi. Çok yakındık. O ve Fatma Hanım belediyede güvenilir bir kadro kurmak istiyordu ve bu yüzden Gaziosmanpaşa Belediyesinde çalışan eşimi Harita ve Kadastro Müdürü olarak Şişli’ye transfer etti. Kısaca Fatma Hanım'la ilişkilerimiz onun başkanlığı döneminde de devam etti ve haberlerini yapmayı sürdürdüm...

Bölgede yüksek yapılaşmalara karşı ve çevreci tutumuyla öne çıktı. Sürekli kenarında yapılı evleri sel basan Feriköy Deresini ıslah etti, orada yaşayanları toplu konutlara yerleştirdi. Tarihî İTÜ Maçka binasının borsaya devredilmesine karşı çıktı. İTÜ Taşkışla binası yüzünden hükûmetle ve Maliye Bakanlığıyla karşı karşıya geldi. Zincirlikuyu’ya 50 katlı otel yapmak için hükûmet nezdinde girişimlerde bulunan Cem Uzan’ın Yapı Ticaret Merkezi adlı şirketini reddetti.

Ama onun seçildiği parti olan SHP dâhil tüm siyasal partilerin içindeki birtakım “babalar” Şişli’ye göz dikmişlerdi ve Fatma Girik bariyerini aşmak gerekmekteydi. Bir sonraki seçime kadar beklediler ve Gülay Aslıtürk’ü desteklediler. Aslıtürk Şişli Belediye Başkanı olur olmaz, Harita ve Kadastro Müdürü olan eşimi kızağa aldı. Ne yapacağını az çok tahmin ediyorduk zaten. İstanbul’un Manhattan’ı denilen Maslak’taki gökdelenler işte böyle boy gösterdiler imarsız, tıkış tıkış, altyapı düşünülmeden ve mevcut trafiği kaldırıp kaldırmayacağı hesap edilmeden. Ne paralar döndü, ne cukkalar yapıldı hepsi ayyuka çıktı. "Skandallar Kraliçesi" Gülay Aslıtürk’ün akıbetini merak edenler Google’dan bir araştırma yapabilir. Sanıyorum hâlâ yurt dışında.

Fatma Hanım Şişli Belediye Başkanlığı tecrübesinden sonra bir süre kendini sinemadan çekti. Televizyonlarda Reality Show programları yaptı ve çok tutuldu. Birkaç dizide başrol oynadı. Bunlardan biri de “Benim için ağlama” idi ve TGRT’de yayınlanmıştı.

Fatma Hanım'la dört yıla dayalı bir arkadaşlığımı hayatımın en değerli köşelerinden birine koydum. Sonra yollar ayrıldı, görüşler ayrıldı. Beni çok şaşırtan demeçler verdi.

Ama kalpteki yer hep aynı kaldı. Allah rahmet etsin...
 


Çöpüne bile sahip çıkan muhalefet ve iktidarın duyarsızlığı

 

Sedef Kabaş adlı zavallı piyon, aldığı görevi yerine getirdi ve Cumhurbaşkanı’na taammüden, bilerek ve isteyerek ağır bir hakarette bulundu ve cezaevine girmeyi başardı. Yanındaki utanmazlar ise onun hakaretini susarak onayladılar. Bu pespaye tutumları onlar hakkındaki fikrimizi bir kere daha pekiştirdi.

Kabaş cezaevine gireceğini biliyordu çünkü 2019 yılında yine Cumhurbaşkanı’na bir başka hakareti nedeniyle ceza almış ve cezası ertelenmişti.

İfadesinde “Ben Cumhurbaşkanı’na hakaret etmedim, bir Çerkes atasözünü söyledim” dedi.

Yalan söylemek bu ekibin en becerikli olduğu işlerden biri. Bu konuda hiçbir ahlaki norma bağlı değiller.

Bir kere öyle bir Çerkes atasözü yoktu, ikincisi de söylediğini inkâr ediyordu. Ama bu riyakâr tutumuyla ilgili bir Çerkes atasözü vardı:

“Bilmediğini söyleme, söylediğini inkâr etme!..”

Bu ağır hakareti yapan Sedef Kabaş’a CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener dâhil hepsi sahip çıktı. Kendisine sosyal medyada yorum yapan binlerce kişiyi dava eden Meral Akşener’in Sedef Kabaş’ı haklı bulması ise ayrı bir vahametin göstergesiydi.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu adliyeye kadar gidip basın açıklaması yaptı.

Şöyle bir düşünüyorum. İktidarı ve Cumhurbaşkanı’nı destekleyen, onun yanında duran gazeteci ve yazarlara, televizyon yorumcularına muhalefet partilerinin başkanlarından, milletvekillerinden, yöneticilerinden, muhalefetin medyasından ve belediye başkanlarından açılan davalarda iktidardan herhangi bir bakan, bir milletvekili, il ya da ilçe başkanı destek veriyor mu diye. Belki vardır ama ben kişisel tecrübelerimi aktarayım, tek bir kişi yok.

Ölüm tehditleri alıyoruz, tınmıyorlar. Hakkımızda yüzlerce dava açılıyor, telefon açan bile yok. FETÖ’den mahkûm olan Sözcü gazetesinin sahibi ve yazarları benim ve Cem Küçük’ün, gazetemizin sahibi ve yöneticileri hakkında yüzlerce dava açtılar bizi yıldırmak için. Aleni desteği bir kenara bıraktım, Allah’ın bir kulu çıkmaz mı yahu arayıp da hâl hatır soracak, manevi desteklerini iletecek?

Varsa olan, söylesin.

Konformizm böyle bir şey işte.

Sonuçları da var bunun ama. Umarım acı olmaz.

 


Arkadaş sen neyin peşindesin? Bunlar ne biçim sorular?

 

İyi Parti Bursa Milletvekili ve Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Kamil Erozan cevaplanması talebiyle Millî Savunma Bakanı Hulûsi Akar’a aşağıdaki soruları yöneltmiş:

1-Türk Silahlı Kuvvetleri 21 Aralık 2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde onaylanan Güvenlik ve Askerî İşbirliği Mutabakat çerçevesinde mi yoksa 2 Ocak 2020 tarihinde TBMM tarafından uygun bulunan tezkere çerçevesinde mi Libya'da bulunmaktadır?

2-Güvenlik ve Askerî İşbirliği Mutabakat Muhtırasının 3. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde Libya'ya gönderilmiş sivil personel bulunmakta mıdır; bu savunma ve güvenlik kuruluşları mensubu sivil şahıslar Türk uyruklu mudur; bunların işlevi nedir ve kimin komutasındadırlar?

3-Suriye'den Türk Silahlı Kuvvetleri aracılığıyla Libya'ya sevk edilen ve muharip konumda bulunan yabancı uyrukluların uyrukları itibarıyla sayısı nedir; bunlara ayda ne gibi bir ücret Türk Lirası ve/veya döviz olarak ve de kim tarafından ödenmektedir?

yazının devamı

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER