DÜNYA

Oray Eğin : Medya-iktidar kavgasının altında ne var?

Tarih
13 November 2018
İzlenme
958 Kişi

Donald Trump’ın CNN’in Beyaz Saray muhabiri Jim Acosta iptal etmesi Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde kimi gazetecilere benzer bir yasak getirilmesini hatırlatıyor. Ancak sadece akreditasyon iptali değil, bu noktaya gelinene kadar yaşananlar da benzer.

Washington’daki sözde acar gazetecilerin Başkan’a meydan okuyan tavrı Erdoğan’ın ilk yıllarındaki kimi medya patronlarının ve iktidar meraklısı köşe yazarlarının üsluplarını andırıyor. İktidarı yönetmeye alışmış patronlar, bakanlarla, liderlerle enseye tokat ilişki kurmaya alışkın köşe yazarları Ankara’da kimin güçlü olduğunu hissettirmek ister gibiydi o yıllarda. 

Müesses nizama yeni katılan Erdoğan’a büyük medya gruplarının istekleri yapılmadan (Hilton arazisine imar izni mesela) iktidar olunamayacağını kanıtlamak istiyorlardı, çünkü böyle alışmışlardı. Muhalefet partilerine yönelik koalisyon hesapları, AK Parti içinden farklı isimleri öne çıkartmak, olmadık isimleri lider gibi parlatmak hep Ankara’ya “dışarıdan” gelen yeni bir siyasetçiye haddini bildirmekti.

Medya gücünü iktidarı denetlemek için değil, kendi arzusuna göre şekillendirmek için bir silah olarak kullanır zaman zaman zaman.

Bugün Trump’a yönelik Amerikan basınının tavrı da benzer. Müesses nizam New York’tan gelen amatör emlakçıya “Buralar bizden sorulur” diyor. Sürekli küçümsüyorlar, her fırsatta vurmaya çalışıyorlar, her haberde yetersizliğini, tecrübesizliğini vurguluyorlar. Bizdeki diploma tartışmaları gibi…

 

KÖTÜ BİR GAZETECİLİK TARZI

 

Sinekten yağ çıkarma misali Trump’ın her adımı, her sözü “skandal” olarak veriliyor ve sanki bilinçli olarak “Başkan şimdi düşecek” yayını yapılıyor. Ama Başkan da bir türlü düşmüyor. Bunun bizdeki karşılığı “AK Parti kapatılacak” haberleriydi ilk yıllardı.

Türkiye kısa sürede Ankara’nın sahibinin Hürriyet bürosu olmadığını öğrendi; Washington da CNN’in, New York Times’ın ülkenin asıl sahipleri olmadığını yavaş yavaş öğreniyor. Ancak o gün gelene kadar müesses nizam eski gücünü korumak için mücadele ediyor.

Medya etiği üzerine yayın yapan bağımsız Poynter sitesi önceki gün Acosta’nın yaklaşımının iyi bir gazetecilik örneği olmadığını yazdı. Üslubu farklı olsa, aynı soruyu farklı şekilde sorsa kriz bu kadar tırmanmazdı. 

Bir süredir Meksika’dan ABD sınırına doğru ilerleyen bir yolcu kervanının ülkeyi işgal edeceğini söyleyen Trump’a “Bu durumu neye dayanarak işgal olarak tanımlıyorsunuz” diye sorabilirdi. Onun yerine “Bunun nesi işgal” diyerek meydan okuyor. “Göçmenleri düşman gibi mi gösteriyorsunuz” sorusuna da Trump doğrudan “No” yanıtı verdi. Poynter’ın önerisi: “Göçmenleri düşman gibi gösterdiğiniz eleştirilerine ne diyorsunuz?”

CNN’de çalışan bir gazetecinin Trump’la karşılıklı atışmayı kendi lehine yönelik malzemeye dönüştürecek kadar tecrübeli olması gerek. Hangi soruya nasıl cevap vereceği, gazeteciyle gireceği ağız dalaşını kendi tabanına karşı çok önceden tutturduğu “yalan haber” ve “düşman basın”temasına uygun olarak sunacağını bilmeli.

Bile bile bu tuzağa düşülür mü?

 

İKTİDARA YAKINLIK ÇOK ÖNEMLİ

 

Gazeteciliğin en temel görevlerinden biri iktidarı sorgulayabilmekse, gazetecilerin kendi görevlerine dair en önemsedikleri ayrıcalık iktidara yakın olabilmektir. Orada gazetecilik yapılamayacağını, gerçek haberin “dışarıdaki” muhabirler tarafından bulunduğunu kendileri de bilirler. Ama devlet katına olan erişim ve yakınlıklarını bir madalya olarak taşırlar, varlıkları o akreditasyona armağan olmuştur. 

Çünkü büyük medya kuruluşları için devlet makamında temsil edilmek, kapıdan girebilmek, başkana yakın durabilmenin simgesel bir değeri vardır. Özünde bu bir oyundur. Tıpkı kimin hangi soruyu önceden soracağının belli olduğu, metne sadık kalınan, provası önceden yapılmış basın toplantıları gibi. 

Edward Herman ve Noam Chomsky’nin geliştirdiği “propaganda modeli”ne göre merkez medya objektif görünmek için bağımsızmış gibi duran denetleyici kuruluşlar yaratıp zaman zaman kendisini kınatır. Bu denetleyici gövdelerin yönetim kurullarında da çoğu zaman iktidarın (siyaset ve iş dünyası) temsilcileri bulunur. Basın Konyesi’nde işadamı Ayhan Bermek’in, Doğan Yayın İlkeleri Kurulu’nda eski bakan ve büyükelçilerin göreve getirilmesi tesadüf değildir. Herman ve Chomsky özellikle Freedom House gibi bağımsız kuruluşların arkalarındaki dev şirketlerin desteğine dikkat çeker. 

Medyada hiçbir şey tesadüf değildir, bu okumaya göre. New York Times’ın “başkan deviren” haberleri de, CNN muhabirinin tavrı ve sonunda Trump’ın kazanması da.

yazının kaynağı

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER