SİYASET

Fuat Uğur : Tebdil-i kıyafet gezen Cemaatçilerin seküler komik hâlleri

Tarih
22 March 2016
İzlenme
3641 Kişi

Fethullah Gülen’in 28 Şubat sürecinin ardından “Geleceğin Türkiyesi’nin sahibi” vaadiyle Pensilvanya’da istihdam edilmeye başlandıktan sonra ufku da açıldı. Türkiye’yi ele geçirmek üzere hazırladığı kadroları çeşitli gruplara ayırdı. Artık daha güçlü biçimde siyasete, yargı ve emniyete, TSK’ya, iş dünyasına ve seküler ana akım medyaya sızacaklardı.


Hedefteki siyasi partiler açısından AK Parti’ye sızanların işi o kadar zor değildi. CHP ve MHP’dekiler daha marifetli olmalıydılar.


Ama asıl önemli olan medya ve entelektüel çevrelerdi. Oralarda barınabilmek için Yetenekli Bay Ripley’lere taş çıkarmaları gerekiyordu. İşleri hayli zordu açıkçası.


Çünkü en iyi okullarda eğitim aldırılsalar bile paçalarından sakillik akan Cemaat şakirtlerini görür görmez tanımamak mümkün değildi. Beyinlerinin yıkandığı evlerin adı ışık eviydi ama güneş ışığı görmeyen bembeyaz, matruş suratları, tek tip saç kesimleri, uyumsuz gömlek ve kravatlarından yansıyan zevksizlikle kendilerini rahatça ifşa ediyorlardı.


İşe façayı düzelterek başlamalıydı.


Fethullah Gülen, çözümü buldu. Özellikle TSK’daki subayların işini kolaylaştıracak dini fetvaları peş peşe verdi. Başı açık kadınların günahlarının affolacağına da “hükmetti” malum olduğu üzere.


Bir süre sonra onları hedefledikleri yerlerde görmeye başladık.


Aralarından tanıdık bir örnek vereyim, anlayacaksınız.


Eyüp Can; Cemaat’in Amerika’da yetiştirilmiş kadrolarından.


Cemaat medyasında pişirilmiş, bir ihtimal ananas muhabbetiyle Doğan medyasına transfer edilip “Solcu Radikal”in başına getirilmiş bir isim.


Eski fotoğraflarına bakınca görülür. Ablak suratlı, tek kaşlı bir adam. Üzerinde çok açık gri ceket, beyaz gömlek ve siklamen renginde kravat; sanki “Ben Cemaatçiyim” diye ciyak ciyak bağırıyor.


Ancak bir proje olarak hazırlanmaya başlandığında önce zayıflatıldı, ardından oturup kalkması, konuşması, giyim kuşamı hale yola kondu. Daha sonra başörtülü ilk eşinden boşandı. Onunla “insan” içine çıkamazdı. Eyüp Can bu yüzden ilk başörtülü eşinden söz etmez ve “Evlenmek istediğim ilk kadın Yahudi sevgilimdi” diyerek seküler camiaya “Beni de aranıza kabul edin” yakarışıyla selam çakar.


Can, Doğan medyasına transfer olduktan sonra nörotik kişiliğini bile pazarlamayı başaran Yazar Elif Şafak’la evlendi. Artık rahattı.


Eyüp Can, Hrant katledildiğinde öylesine kendini aştı ki Hrant’a mektup adı altında kaleme aldığı satırlarda “Ahdım olsun, eğer bir gün oğlum olursa adı Hrant olacak” diye yazdı.


İki yıl sonra Elif Şafak Kadıköy Şifa Hastanesinde bir oğlan bebek dünyaya getirdi. Ama adı Emir Zahir oldu.


Ahdım olsun” mu demişti? Ne önemi vardı ki. O 'Eski Ahit’e bağlı olabilirdi çok çok.


Radikal, onun döneminde Türkiye’nin zaten soysuzlaşmış olan solunu iyice şirazesinden çıkarmayı başardı.


Aslında niyetim Eyüp Can hakkında yazmama vesile olan ismi tanıtmaktı size. Eyüp Can’ın Radikal’inde uzun yıllar kalem oynatan bir akademisyen ve siyasetçi. FETÖ yapılanması kapsamında el konuluncaya dek de Today’s Zaman’daydı. 2007 yılında AK Parti’den Çankırı milletvekili seçildi. Tekrar aday yapılmadı ama AK Parti MKYK’sında 2012 yılına dek görevde kaldı.


Akademik kariyeri çok sağlam. Uzun uzun yazmaya gerek yok. Cemaat AK Parti iktidarına darbe yapmaya kalkıştığında o da fabrika ayarlarına döndü. Hatta CHP içine girebilmek için Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mansur Yavaş’ın seçim stratejisini yürüttü.


Adını söylemedim mi? Suat Kınıklıoğlu.


Cemaat gazeteleri ve televizyonlarında çok konuştu ve çok yazdı. Akıllarda kalan ise şu cümlesiydi:


“AK Parti yüzde 60 ile iktidara gelse bile ülkede huzur ve barış ortamı sağlanamayacak...”


Son olarak da bir tweetini gördüm en kripto hâliyle.


Bilgi Üniversitesi Küresel Sorunlar Platformu’nda öğretim üyesi olan İdris Kardaş’ın İstiklal Caddesi saldırısının ardından paylaştığı “Taksim’i sonuçta anti-Erdoğan cephesinin millî ordusu olan PKK, TKP, THKP, MKP, TKEP, TİKB, DKP, DK, MLKP, FETÖ, IŞİD konsorsiyumu yaptı” tweet’ine çok bozulmuş ve şöyle yazmış:


“Şimdi sıkı durun, bu arkadaş, Bilgi Üniversitesi Küresel Sorunlar Platformu’ndaymış. Vah vah!”


Evet, sıkı duracağız. Neden peki? Çünkü akademide terörü övmeyen ya da deşifre eden birinin olması akıl sağlıklarını bozmuş durumda. Nasıl olur? Örgütü değil hükümeti suçlamak gerekiyordu. Ahlakları bunu gerektiriyordu; terörü değil hükümeti suçlamak. Şaşkınlıkları da bu yüzdendi. İdris Kardaş’ın ona verdiği cevap da moda deyimle kapak olacak mahiyette:


“Derin düşünce adamısın, bu örgütlerin birleştiklerini biliyorsun ama komiklik ruhunda var.”

Aslında kızdığı yazılan diğer sol örgütler değil. Kriptoluğunu pırtlatan kelime, o cümledeki FETÖ kısaltması.


Bu tebdil-i kıyafet cemaatçilerin kendilerini böyle olur olmaz yerlerde deşifre etmelerine bayılıyorum hülasa.

Türkiye
22 Mart 2016

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER